19 Nisan 2009 Pazar

İki ayak bir papuç

Sınıfa girdim, suratlar bir karış... Deneme sınavı sonuçları berbat. Kimse istediği puanı alamamış. E sınava iki ay kala "daha işlemediğimiz konular var" gibi mazeretlere de sığınılamaz olmuş. O beklenen sihirli değnek de gelip birden bire netleri iki katına çıkarmamış. Görülmüş ki "hallederiiiizzz" felsefesi halledememiş hiçbirşeyi. Bir yerde bir yanlışlık yapıldığı farkedilmiş ama hangi yerde kimin yaptığına henüz karar verilememiş.




3 Mart 2009 Salı

Çocuğunuz için üzülmek yerine...

Geçen gün yaptığımız veli toplantısında dikkatimi çekti. Velilerde, içinde bulundukları yoğun tempodan dolayı çocuklarına acıma hissi çok fazla.

Bana kalırsa bu his vicdanlarını rahatlatmak için... "Parasını verip iyi bir dershaneye yolladık, harçlığını da veriyoruz, o çok çalışıyor diye üzülüyoruz da... E daha ne yapalım. Süper anne-babayız işte!" düşüncesinden sıyrılıp bu zorlu dönemde ona manevi destek olmanın zamanıdır. Bunu ona acıyarak değil, hayatı onun için kolaylaştırarak yapmak gerek. Örneğin yemek saatlerini, misafir geliş-gidişlerini, televizyon izlemeyi onun verimini artıracak şekilde düzenleyebilirsiniz.

19 Şubat 2009 Perşembe

Çocuğunuzu Tanıyor musunuz?


Zeynep yedinci sınıf öğrencisi.

Anne: Hoca Hanım Zeynep öyle çok sessiz bir çocuk değildir aslında.

Hayır, Zeynep son derece sessiz bir çocuktur. Siz zorlamazsanız asla konuşmaz, konuştuğunda sesini zor duyarsınız.

Anne: Arkadaşlarıyla hiç bir sorunu yoktur. Eve gelen çocukları filan çok güzel oynatır.

Zeynep'in pek fazla arkadaşı yoktur. Tenefüslerde çoğunlukla sırasında yalnız başına oturup resim çizer ya da uyuklar. Bazen "öğretmenim ödev verecek misiniz?" gibi bir soruyla öğretmenler odasına gelir, sorusunu sorduktan sonra da sessizce bekler. Ta ki birisi onu tekrar sınıfına yollayana kadar.

5 Ocak 2009 Pazartesi

Sınav Heyecanı

Çok heyecanlanmıştım sınava girerken, öyle ki annem binaya girerken ten rengimin yeşile çaldığını söyler.

Neden peki?

Hazır yıllar geçmişken üzerinden rahat rahat itiraf edebilirim şimdi. Daha sınava girerken ne yapabileceğimi, aşağı yukarı hangi sınırda kalacağımı biliyordum, gel gör ki o sınırın ailemi, öğretmenlerimi, bizim site sakinlerini, akrabalarımı memnun etmeyeceğini de biliyordum. Bütün bir yıl çabanızı kah uzaktan kah yakından takip eden ve kendi izlenimlerine dayanarak beklentilerini sürekli yükselten bir kalabalığın beklentilerini karşılayamayacak olmak ne büyük korkudur öss öğrencisi için bilir misiniz? Evdeki hayatın akışı, mahallenin gündemi, eş dostun kurtuluşu bir sınava endekslenmişken daha doğrusu sevgili aday öyle hissederken, o sınavdan alnı ak çıkamamak ne ayıptır yarabbi!...

Bu şartlar altında az sonra bir sınava girecektir aday ve kopacaktır dananın kuy
ruğu... Heyecanlanmasın da ne yapsın garip?

... de, en çok kim heyecanlanır?

En az bilen, diyecekseniz, değil! En az bilen, daha doğrusu pek birşey bilmeyen, sınava hazırlanmamış öğrenci için heyecana gerek yoktur. O sınavda ne olacağını, yani karambole bi kaç soru işaretleyerek zaman dolduracağını, sonrada çıkıp hayatına kaldığı yerden devam edeceğini bilir. Sadece çevresel faktörlerin(aile,komşular, akrabalar vs) baskı durumuna göre uygun dille durumu açıklama derdi vardır ki; o da çok önceden tasarlanmıştır zaten. Kimi doğrudan söyler, 'kimi yanıtlara bakmadım'der, kimi aşırı heyecanlanmış numarası yapar ve hatta bir süre sonra kendisi de inanır yaptığına.

İkinci grup 'sınava hazır' öğrencilerdir ki onlar da sınavda ne olacağını iyi bilirler. Hakim oldukları ya da tereddüt ettikleri konuların, nereden başlayacaklarının, hangi tarz sorularda zorlandıklarının, hangi alanı hızlı hangi alanı yavaş geçeceklerinin ve hatta sınav bekledikleri gibi geçmezse kendilerini nasıl sakinleştireceklerinin bile farkındadırlar. Sınav bir sürpriz değildir onlar için, bildiklerini yapacak, bilmediklerini geçeceklerdir. Bilmedikleri için atladıkları her soru onlara zaman avantajı olarak dönecek ve bu artı zamanı ek sorularla değerlendireceklerdir. Pek çoğu sınavdan çıktığı an sonucu tahmin edebilir.

Üçüncü grup, ki işte vay onların haline... Yemyeşil girerler sınava, elleri titrer, mideleri bulanır, gözleri kararır zaman zaman. Yalan da değildir hani. Muhtemelen en az bir gece öncesini, kimi zaman son hafta ya da haftaları, huzursuz uykularla geçirdiklerinden vucut ayarları çoktan bozulmuş, kaç zamadır kafalarında dönen kaygılar neticesinde düşünce dengeleri altüst olmuştur. Onlar için sınav şansa bağlı bir durumdur. Çünkü onlar neyi bilip neyi bilmediklerini bilmezler. Elbette bildikleri birşeyler vardır ancak sınavda karşılaştıkları sorunun o olup olmadığını nerden anlayacaklar? Ya bildikleri bir soru gelir de yapamazlarsa? Ya bilmedikleri yerlerden gelirse? Ya bilmediği bir soruyu bilmediğini anlayana kadar çok zaman kaybeder de bildiği sorulara zamanı kalmazsa? İşte bu kaygıların hepsi bir zar atımı gibi şansa bağlıdır ve endişe, korku, umut, panik yaratır.

Pek çok kez sınava ikinci kez giren öğrencilerin beklenenin aksine daha sakin olmaları bundandır. Onlar sınavın gerçekliği ile bir kez yüzleşmişlerdir herşeyden önce. Nelerle karşılaşacaklarını bilirler ve yeterince iyi hazırlanmış bir öğrenci ise neyi bilip neyi bilmediğinin farkındadır. Bu nedenle sınava sonuçları çok ağır bir şans oyunu, gözüyle bakmaz.

Öğrenci için de veli için de hangi grupta olduğunu bilmek önemlidir. Beklentiyi doğru yönlendirir ve öğrenciye beklentiden kaynaklanan ek bir stres yüklenmesini önler. Abartılı hayal kırıklıklarının da önüne geçer, sınavla daha barışık hale getirir.

Ancak burada temel mesele tabii ki öğrencinin hangi grupta olduğunu tespit edebilmektir. Bu tespit için algınızı açıp ana-baba zaaflarınızın düğmesini biraz kısarsanız ve zamanınızı objektif bir gözlem süreciyle değerlendirirseniz, gerçeği anlamanın hiç de zor olmadığını göreceksiniz.

19 Kasım 2008 Çarşamba

2009 ÖSS' de değişiklik

ÖSS de fizik soru sayısı 26'dan 20'ye çekildi... Bu şahane kararın hangi gerekçe ile, hangi bilir kişilerin kararıyla verildiğini ve dahası o bilir kişilerin de nasıl seçilip yetkilendirildiğini merak ediyorum doğrusu. Merakımı gidermek üzere yaptığım araştırmalardan da henüz tatminkar bir sonuç elde edebilmiş değilim

Dershanelerde fizik derslerini haftada 4 (kimi dershanelerde 5), kimya derslerini 3, biyoloji derslerini de 2 saat yaparak ÖSS hazırlığı gerçekleştirilir. Ders saatlerini de tabii ki müfredatların yoğunluğu belirler. Ders saatlerinden anlaşılacağı üzere, neredeyse biyoloji dersinin iki katı konu işlenen fizik dersi ile ilgili soru sayısının biyoloji ile aynı olması öğrenciye de öğretmene de haksızlıktır bana kalırsa.

Bu haksızlık, her yıl sınav sonunda kabak gibi açığa çıkan Türk Milli Eğitim Sistemi'nin üstün başarısızlığını örtbas etme araçlarından biri değildir umarım.

Benim aklıma daha mantıklı bir açıklama gelmiyor ne yazık ki. İşlenecek konu miktarını aynı bırakıp soru sayısını azaltmak hangi akla hizmettir henüz algılayabilmiş değilim. Algılayan biri varsa ve bana da açıklarsa sevinirim.

13 Kasım 2008 Perşembe

Motivasyon Eksikliği

ÖSS gruplarıyla her dersimin neredeyse 10-15 dakikası "motivasyon" konuşmalarıyla geçiyor. Diğer öğretmen arkadaşlarımla ettiğim sohbetlerden çıkan sonuç bu durumun benim öğrencilerime ya da bizim dershane öğrencilerine ait bir durum olmadığı. Çocuklarda genel olarak bir isteksizlik, bir motive olamamışlık var. Peki bu motive olamayan çocukların problemi ne?

Bir kere girecekleri sınavın çapından habersizler. Bir kısmı bu sınavı bu güne kadar girdikleri okul ya da dershane sınavlarında olduğu gibi "bir şekilde" atlatacaklarını umuyorlar, gayet hayalperest bir biçimde. "Okul sınavlarına da çalışmadan girip geçiyoruz nasıl olsa" gibi bir yanılgıları var. ÖSS'ye kaç kişinin girdiğinden, genelin nasıl hazırlandığından, bunu temelde nasıl bütün öğrenim hayatına yayılması gereken bir hazırlık olduğundan habersizler.
Bir de yine sınavın çapını doğru kavrayamayıp, diğerlerinin aksine gözlerinde fazlaca büyüten bir grup var ki, onlara göre zaten çok geç kalınmış, yapılacak hiç birşey kalmamış durumdadır. Önlerinde dağ gibi yığılmış bilgiler, kısıtlı bir zaman, çevrenin beklenti dolu bakışları ve ortalıkta harıl harıl çalışan, özel dersler alan, başarılarını net olarak sergileyen rakipler gibi sonsuz sorun yığılmıştır. Sınava giren herkesin kendi rakipleri olmadığını, herkesin farklı kulvarı ve hedefleri olduğunu, sadece kendisiyle aynı hedefleri gözüne kestirmiş olanları rakip alması gerektiğini farketmez.

Sonuç olarak her iki grup ta kendi içlerinde daha baştan havlu atarlar. Ancak çevreye, anne babaya, arkadaşlarına, hatta kendilerine karşı sürdürmeleri gereken rol gereği de sınav koşuşturmacasında sürüklenmeye devam ederler. Bu durumda sürekli ve sık sık dışarıdan motive edilmeleri gerekir çünkü içeride hiç bir itici güç çalışmamaktadır.

Bir başka sorun çocukların/gençlerin öğrenmekten zevk almamaları. Geçmiş yaşantılarında kendilerine bilmenin, öğrenmenin hazzını verememişiz ne yazık ki. Bunun eğitim sisteminin olduğu kadar ailelerin de hatası olduğunu düşünüyorum. Yaşadığımız toplumda öğrenmek bir angaryadır. Kaç kişi okul ile yani zorunlu öğrenme ile ilişkisi bittikten sonra öğrenmeye devam ediyor bu toplumda? Kaç kişi zorunluluk dışında birşey öğrenmek için bir kursa gidiyor? Hatta okumayı bile birakıyoruz neredeyse zorunluluk kalkınca. Bilgi içeren sohbetler yapan insanları sıkıcı ilan ediyoruz, tercihimizi mütemadiyen boş sohbetlerden yana kullanıyoruz. Kaç anne baba çocuğuna "ne öğrendin bugün" diye soruyor "yazılıdan kaç aldın?" demek yerine? Çocuklar kurcalayarak öğrendikleri bilgiler için takdir edileceklerine kırdıkları, bozdukları, karıştırdıkları için azar işitiyorlar genellikle. Sonuçta minik beyinlerine "kurcalama, soru sorma, iyi not al yeter, büyüyünce bişey öğrenmek zorunda kalmayacaksın, şimdilik durumu idare et yeter" gibi yanlış bilgiler gidiyor sürekli.

Ve sorumluluk alamama hali... Meşhur "çocuğunuzla arkadaş olun" lafı ile büyüdü pek çok çocuk. Çocuklara özgüven yüklemeyi amaçlayan o laf ve uzantıları yanlış anlaşıldı bana kalırsa. Onlarla arkadaş olma lafını, onların nazında oynama, her yaptıklarını alkışlayıp eşlik etme olarak yorumlayıp sonuçta da kontrolü elden kaçırdılar çoğunlukla ebeveynler. Çoğu öğrencimin anne babasını parmağında oynattığını, kolaylıkla kandırabildiğini, gözle görülen hatalarına ortak ettiğini hayretle ve üzülerek görüyorum. Çocuklarınızla arkadaş olmayın lütfen! Onların arkadaşları var, sokaklar arkadaş dolu ve çocuklarınız istediklerinde istedikleri kadar edinebilirler. Onların anne-babalarına ihtiyaçları var. Çocuklar anne-baba otoritesinin aynı zamanda güven demek olduğunu, pek çok yasağın aslında onları korumaya yönelik olduğunu hissederler. Yasakları delme, başkaldırma uğraşları yaşlarının, arkadaş edinme çabalarının, doğru düşünememelerinin (e çocuk netekim:) hatta bazen o sevginin ve güvenin sınırlarını kontrol etme içgüdülerinin sonucudur.

Yetişkin olan sizsiniz ve onu incitmeden, özgüvenini yıkmadan, size bağımlı hale getirmeden kontrol edebilmek zorundasınız. Bunu nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız, bir kitap alıp öğrenmeyi deneyebilirsiniz, bu da sizin için iyi bir başlangıç, çocuğunuz için nefis bir örnek olur.
Aksi halde kendine iyi bir hayat kurmak için çalışmak, terlemek, yarışmak gücünü kendinde bulamayacak kadar özgüveni zayıf bir çocuk yetiştirmiş olursunuz ki bu yapıda bir çocuk hayatın pek çok sınavında aynı mutsuzluğu yaşaması kaçınılmazdır.

21 Ekim 2008 Salı

Eğitim CD' leri

 
Bu gün Gülay'cığımla oturup eğitim setlerinden birini daha inceledik. Daha önce de gözden geçirdiğim, hatta okul öğretmenliği dönemimde derslerimde de faydalandığım setler olmuştu.

Bu setler, bilgisayar teknolojisini daha aktif kullanabilmek amaçlı olarak oluşturulmuş, genellikle 45-50 CD'lik fizik dersi konu anlatımlarını içeriyor. Kimileri bir fizik öğretmeninin tahtada anlattığı dersi kayda almış olup hiç bir farklı özellik barındırmıyor. Yıllardır televizyonda verilen açıköğretim derslerinin lise düzeyine uyarlanmışı... Ben izlerken, soru çözümlerini takip ederken, uyumamak için özel bir enerji harcamak zorunda kalıyordum ki zavallı öğrencilerin halini düşünmek bile istemiyorum.

İkinci grup setler ilkine göre daha özenli hazırlanmış. Bu gün incelediğimiz de onlardan biriydi. Konu anlatımlarının arasına sıkça şekil yerleştirilmiş. Ancak başlıbaşına şekli görmenin yeterli olmadığı konusu ihmal edilmiş. Genellikle içerisinde sadece bir metin (tanım, özellik, kural, not vs.) içeren yansılar öğrenci için bir anlam ifade etmez. Metinlerin yanına yerleştirlecek bir şekil, daha güzeli üç boyutlu bir animasyon onların işini çok daha kolaylaştırabilir.

Eğitim CD'lerinden almak isteyen öğrenciler için önerim şudur: İnternet üzerinde gerek açık lisenin, gerekse pekçok fizik öğretmeninin kişisel sitelerinde benzer ders anlatımları var. Bu derslerden birkaçını tam bir ders konsantrasyonu içinde izleyin ve eğer yararlı olduğuna inanırsanız bu CD'lerden alın. Bu setleri edindikten birkaç hafta sonra kenara atan pek çok öğrencim oldu benim.

Ben varolanlar içinde henüz aradığım yeterlilikte bir CD seti bulamadım, bulan olursa haber ediversin :)